Muğla
23 Mart, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    36.55
  • EURO
    39.56
  • ALTIN
    3414.3
  • BIST
    10.46
  • BTC
    81581.886$

ORTADOĞU’DAKİ SAVAŞ TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLER?

23 Mart 2026, Pazartesi 11:32
ORTADOĞU’DAKİ SAVAŞ TÜRKİYE’Yİ NASIL ETKİLER?

AVANTAJLAR VE RİSKLER

Ortadoğu’da İsrail–ABD iş birliğiyle İran’a yönelik başlatılan saldırılar ve İran’ın buna verdiği karşılıkla şekillenen yeni süreç, artık kimsenin göz ardı edemeyeceği bir noktaya geldi. Zaten uzun süredir kuzeyimizde devam eden Rusya–Ukrayna savaşı, güneydoğu sınırlarımızdaki kronik sorunlar, dış baskılar, yaptırımlar, Ege’de artan askeri gerilim ve Kıbrıs meselesi derken; Türkiye’nin etrafının adeta bir “ateş çemberine” dönüştüğünü söylemek abartı olmaz.

Bugün fiilen savaşın içinde değiliz. Ancak bu durum, gelişmelerden etkilenmediğimiz anlamına gelmiyor. Ekonomik dalgalanmalar, enerji fiyatları, ticaret yollarındaki riskler ve güvenlik tehditleri Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Üstelik bu süreç uzadıkça mevcut yükün daha da ağırlaşacağı açık.

Ancak tabloyu sadece karanlık tarafından okumak eksik olur.

Türkiye, jeopolitik konumu gereği hem Batı bloğu hem de Doğu dünyası için vazgeçilmez bir ülke konumunda. NATO üyeliği, Rusya ve Çin ile sürdürülen dengeli ilişkiler, enerji ve ticaret koridorlarının kesişim noktasında bulunmamız; bizi bu krizde sadece etkilenen değil, aynı zamanda fırsat üretebilecek bir aktör haline getiriyor.

Peki bu fırsatlar neler?

Öncelikle “güvenli liman” olma potansiyeli. Bölgedeki istikrarsızlık arttıkça, sermaye ve ticaret daha güvenli bölgelere yönelir. Bunu yıllardır Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai örneğinde net bir şekilde gördük. Türkiye, güvenlik ve istikrarını koruyabildiği ölçüde benzer bir çekim merkezi haline gelebilir.

Buna ek olarak, güçlü altyapımız önemli bir avantaj sunuyor. Gelişmiş kara yolu ağı, modern ve büyük limanlar, büyük havaalanları ve lojistik kapasitemiz; Türkiye’yi küresel ticaretin önemli bir aktarma merkezi yapabilecek seviyede. Turizmdeki tecrübemiz de cabası.

Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi yüzde yüz orana sahip değil.

En kritik mesele iç denge. Ekonomideki yüksek enflasyon, yaşam pahalılığı, kurumlara duyulan güvenin zedelenmesi gibi sorunlar çözülmeden, dışarıdan gelecek fırsatların kalıcı bir kazanca dönüşmesi zor. Güçlü bir ekonomi, güven veren bir hukuk sistemi ve toplumsal birlik; bu sürecin en belirleyici unsurları.

Kısacası, Türkiye hem risklerin hem de fırsatların tam merkezinde duruyor.

Eğer iç sorunlarını çözebilen, kurumlarını güçlendiren ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan bir Türkiye tablosu ortaya konulabilirse; Ortadoğu’daki bu kriz, uzun vadede ülkemiz için stratejik bir avantaja dönüşebilir. Aksi durumda ise bu “ateş çemberi”, sadece dışarıdan izlediğimiz bir tablo olmaktan çıkıp bizi daha derinden etkileyen bir sürece dönüşebilir.

Bugün yapılması gereken şey karamsarlığa kapılmak değil; gerçekleri net görmek ve buna uygun adımlar atmak. Çünkü bu coğrafyada ve dünyada ayakta kalmak da, öne çıkmak da her zaman hazırlıklı olanların işi olmuştur…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum