Reklamı Geç
Muğla
03 Mayıs, 2026, Pazar
  • DOLAR
    36.55
  • EURO
    39.56
  • ALTIN
    3414.3
  • BIST
    10.46
  • BTC
    81581.886$

YA EĞİTİM YA ÇÖKÜŞ!

02 Mayıs 2026, Cumartesi 16:12
YA EĞİTİM YA ÇÖKÜŞ!

Türkiye’de yaşadığımız pek çok sorunun temelinde ekonomi, adalet, güvenlik, sağlık ya da siyaset olduğu söylenir. Bunların hepsi doğru olabilir. Ancak bütün bu başlıkların beslendiği daha derin bir damar var: eğitim.

Çünkü eğitim yalnızca matematik problemi çözmek, tarih ezberlemek ya da sınav kazanmak değildir. Eğitim; insanın düşünme biçimini, öfkesini yönetme kapasitesini, farklı fikirlere tahammülünü, hak ve sorumluluk bilincini inşa eder. Kısacası eğitim, bir toplumun karakteridir.

Cumhuriyetin ilk yıllarına baktığımızda, savaşlardan çıkmış, yoksulluk içindeki bir ülkenin kısa sürede inanılmaz dönüşümler yaşadığını görüyoruz. Okuma yazma oranı artırıldı, köy okulları açıldı, öğretmenlik toplumun en saygın mesleklerinden biri haline getirildi, bilim ve akıl devlet politikası olarak öne çıkarıldı. Kısıtlı imkanlara rağmen büyük mesafeler kat edildi. Çünkü bir ülkeyi ayağa kaldırmanın yolunun eğitimden geçtiği biliniyordu.

Peki sonra ne oldu?

Ne oldu da bir dönem geleceği inşa eden eğitim sistemi, zamanla sadece sınav kazandırmaya çalışan bir mekanizmaya dönüştü?

Bugün çocuklar daha küçük yaşta yarış atı gibi sınav maratonuna sokuluyor. Ezber var, test var, rekabet var; ama düşünme yok, sorgulama yok, üretme yok. Öğrenci bilgiye ulaşmayı değil, doğru şıkkı işaretlemeyi öğreniyor. Başarı; karakter gelişimiyle, etik değerlerle ya da toplumsal bilinçle değil, alınan puanla ölçülüyor.

Sonuç mu?

Diploması olan ama empati kuramayan bireyler.

Meslek sahibi olup toplumsal sorumluluk geliştiremeyen insanlar.

Hak aramayı bilmeyen ama öfkesini çok iyi dışa vuran kalabalıklar.

Bu yüzden mesele yalnızca okullardaki akademik başarısızlık değildir. Eğitimdeki çöküşün toplumsal sonuçlarını trafikte görüyoruz. Hastanede doktora şiddette görüyoruz. Öğretmene saldırıda görüyoruz. Sokakta en küçük tartışmada silaha, bıçağa, yumruğa başvurulmasında görüyoruz.

Çünkü eğitim seviyesi yükseldikçe yalnızca bilgi artmaz; insanın kendine ve başkasına sınır koyma becerisi de gelişir.

Bugün sıkça duyduğumuz “Amerika’da da eğitim sorunu var” argümanı aslında başka bir gerçeği de gösteriyor. Dünyanın en iyi üniversitelerine sahip olmak, toplumun tamamının sağlıklı ve bilinçli olduğu anlamına gelmiyor. En tepedeki birkaç kurumla övünmek başka, toplumun geneline nitelikli eğitim sunmak başka bir şey.

Demek ki mesele bina yapmak değil.

Mesele müfredatı her yıl değiştirmek de değil.

Mesele yalnızca daha fazla okul açmak hiç değil.

Asıl mesele; nasıl bir insan yetiştirmek istediğimize karar vermek.

İtaat eden mi, düşünen mi?

Ezberleyen mi, sorgulayan mı?

Öfkesiyle hareket eden mi, aklıyla hareket eden mi?

Bir toplum eğitimde geriliyorsa, aslında yalnızca öğrenciler kaybetmez. O toplumun geleceği yavaş yavaş aşınır. Kurumlar zayıflar, toplumsal güven azalır, ortak yaşam kültürü bozulur.

Tanıdık geldi mi?

Bu yüzden eğitim meselesi sadece öğretmenlerin, öğrencilerin ya da velilerin sorunu değildir. Eğitim, bir memleketin beka meselesidir.

Belki de artık şu soruyu dürüstçe sormanın zamanı geldi:

Biz çocuklara gerçekten gelecek mi hazırlıyoruz, yoksa sadece bir sonraki sınava mı hazırlıyoruz?

Çünkü bir ülkenin kaderi, sınıflarında yazılır.

Ve o sınıflarda ne öğretiliyorsa, birkaç nesil sonra sokakta onu yaşıyoruz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum